Recai yatağında döndü ve uyandı.Şimdi ayılması ve banyoya gitmesi gerekiyordu.Çok üşendiği için yarım saat yatakta oyalandı.''Evet,kalkmalıyım.Şimdi kalkıp banyoya gideceğim ve gelip üstümü giyeceğim.Ondan sonra kahvaltı yapacağım.Ne kadar çok şey yapıyorum bir günde!'' diye düşündü.Ve sol bacağını yataktan attı.Ardından doğruldu ve sağ bacağını da sol bacağının yanına attı.Kollarını havaya kaldırıp gerindi.Ağzını öyle bir açtı ki bademciklerini bırakın yemek borusuyla nefes borusunu bile görebilirdiniz.
Ayağa kalktı ama başının döndüğünü sandı ve tekrar yatağa attı kendini.Bir-iki dakika yatakta gözlerini dinlendirdi.''Hala ayılamadım.Bir günde insana 10 saat uyku yeter mi?''dedi sesli sesli. Artık kalkması gerektiğini düşünüp banyoya gitti,tabi ayaklarını sürüye sürüye.Aynanın karşısında kendine ve uykulu gözlerine baktı.Musluğu açtı ve sanki bile bile israf etmek ister gibi yüzüne bir dolu su çarptı.Dişlerini fırçaladı.Losyonlarını süründü.Tekrar odasına döndü.
Dolabın kapağını açıp askıdan bir takım almak bile onu çok üşendirdi.Bir de şimdi pijamalarını çıkarıp takımını giymesi gerekiyordu.Bu ne eziyetti böyle!Giyindi ve kravatını alıp baktı.En nefret ttiği şey de buydu zaten.Kravat bağlamak!Kim böyle bir işkenceyi icat etmişti ki!!!Küfürler saya saya kravatını bağladı.Daha doğrusu bağlamak için uğraştı.En sonunda bundan daha iyisi olamaya- cağını düşünerek yemek odasına gitti.
Hizmetçisi kahvaltısını hazırlamıştı.Zeytinyağı ve kekikten oluşan domates dilimleri,tereyağlı kruvasan,ballı krepler ve peynirli poğaçalar,bir de açık çay.Recai çayını hep açık içerdi.Açık çaya paşa çayı denirdi ve Recai kendini paşa gibi gördüğünden açık çay içerdi.İçine de beş küp şeker atmayı unutmazdı elbette.Domates dilimlerini ve kruvasanları tıkınırcasına ağzına attı.Çiğnedi, çiğnedi,yuttu.Ardından bir yudum çay.Kruvasanla domates bittikten sonra 3 tane peynirli poğaçayı ardı ardına götürdü.Ardından çayını bitirip yeniden doldurdu.Şimdi işin en zevkli yerine gelmişti.Ballı krepler!!!Orasından burasından bal damlayan krepleri dilimleye dilimleye çiğnemeden yuttu sanki. Çayını bitirdi ama aslında yiyecekleri bu kadar değildi.Daha doymamıştı henüz.
Hizmetçiden televizyon karşısında dergi okurken ağzının oyalanması için un kurabiyesi ve yanında sütlü kahve istedi.Televizyonun karşısına geçip haberleri gösteren bir kanal açtı.Her zaman gündem konulara karşı ilgili kalmaya çalışırdı.Tabi Recai'nin gündem konularına ilgili kalması televizyona bakmayıp da dergiyle oyalanması,bir yandan da tıkınmasıdır.Eline eğlence dünyasıyla ilgili bir dergi aldı.
Az önce hizmetçisinin yanındaki sehpaya bıraktığı un kurabiyelerini ağzına fıstık atar gibi attı.Kahvesini yudumladı ve canı fıstık deyince fıstık çekti.Şimdi bir antep fıstıklı çikolata olsaydı yanında.Bu düşüncesinden hemen vazgeçti.Çünkü Recai şeker hastasıydı ve şu an doktor kontrolünde bir rejim yapıyordu.Tabi doktoru, ballı krepleri,beş şekerli açık çayı ve un kurabiyelerini bilmiyordu.
Bugün Recai bir misafirini bekliyordu.O yüzden böyle takımlar giymiş,güne iyi başlamak istemişti. Fakat şimdiden gömlek yakası onu sıkmaya başlamış,göbeği şişmişti ve Recai bunalmıştı.Yüzü pancar gibi kıpkırmızı olmuştu.Pencereli açtı ve kendini koltuğa atıp biraz kestirdi.Bu öğle uykusuna ihtiyacı vardı doğrusu.Hayat insanı ne kadar da yoruyordu böyle!Dayanmak zordu doğrusu.
Kapı zilinin çalmasıyla uyandı.Galiba misafiri gelmişti.Hemen toparlandı.Holden sesler duydu.Hizmetçinin ''Hoşgeldiniz!'' ve misafirin ''Hoşbulduk!'' sesleri.Recai hemen ayağa kalktı ve bekledi.Misafiri içeri girdi.Kucaklaştılar ve birbirlerine hal hatır sordular.Recai hizmetçiye çay getirmesini söyledi ve misafirini inceledi.O her zaman bunu yapardı çünkü Recai kıskanç bir insandı.İnsanların dış görünüş-
lerinden durumlarının nasıl olduğunu,mutlu olup olmadıklarını anlamaya çalışırdı.İşte bu yüzden misafirini inceden inceye inceledi.
Adamcağız son bir ayda oldukça zayıflamıştı demek ki.Gözleri içine çökmüş,artık pek de parlamıyordu. Kıyafetleri neredeyse üstünden dökülüyordu.Saçları dökülmüştü ve beyazlamıştı-oldukça dertlenmiş olmalıydı.Çayı görünce oldukça sevindi.Recai bey bundan adamın son bir ayda sudan başka bir şey içmediğini düşündü.Çaya nasıl da aç köpekler gibi bakmıştı öyle!İnsanlar ne kadar da açgözlüydüler. Adamcağız yanında gelen bisküvileri cebine attı.Recai ''Kesin evdeki çocuk olacak köpoğullarına götürecek.''dedi.İşte Recai evine insanları bu yüzden davet ederdi.Onları ölçüp,biçip,hallerini görüp kendinin en olduğunu tekrar kendisine ispat etmek için.
Birkaç saat sonra misafiri gitti ve Recai yine yalnız kaldı.Hizmetçiye öğlen yemeğini hazırlamasını söyledi.Öğlen yemeğinde imam bayıldı ve kabak dolması vardı,tatlı olarak da tulumba.Recai suyunu yudumlaya yudumlaya yine tıkınırcasına yemeğini yedi.Tulumbasını yerken şerbetini kravatına döktü ve yine kravatına lanetler okudu.Akşam haberlerini açtı ve eline yine bir dergi aldı.Saatlerini televizyon karşısında geçirdi ve rejimini bozmaya karar verip antepfıstıklı çikolatalar yedi.
Artık saat 9 olmuştu.Yatması gerekiyordu.Yine geç yatıyordu ya neyse.Yavaşça odasına yürüdü. Bugün ne kadar da çok iş yapmıştı.Bir kere haberleri izleyip gündem konularından haberdar olmuştu. Ardından bir misafir davet edip,onu bisküviler dolayısıyla mutlu (!) etmişti.Tüm gün dergi okuyup bilgili bir insan olmaya çalışmıştı.
Banyoya gidip elini yüzünü yıkadı yorgunlukla.Odasına gidip takımını çıkardı.Askıya astı ve dolaba yerleştirdi.Pijamalarını giydi.Başını yastığa koyduğunda uykuya dalmadan önceki son düşüncesi : 'Ben ne kadar çok iş yaptım böyle yine.Böyle giderse yakında yorgunluktan öleceğim.''oldu

Yazı Ekle